Bucak” Projesi Antalya’da Atak’ta

TÜBİTAK’ın liseler arası düzenlediği sosyal bilimler proje yarışması seçmelerine Antalya Erünal Sosyal Bilimler Lisesi adına katılan Atak Çek; “OĞUZ TÜRKLERİNE AİT BUCAK VE KÖY YER ADLARININ KÜLTÜREL MİRAS OLARAK TAŞINMASI” projesinde “BUCAK” adının somut örnek olarak kullanılacağını söyledi. Bucaklı öğretmen Ahmet Selen’in danışmanlığında geliştirilen proje gelecek hafta Konya’da jüri önüne çıkacak.

 Bucak” Projesi Antalya’da Atak’ta
 Bucak” Projesi Antalya’da Atak’ta Akca Gazete
Bu içerik 368 kez okundu.

Arkadaşları ve proje danışmanı öğretmen Ahmet Selen ile Bucak’ta çeşitli ziyaret ve incelemelerde bulunan Atak; çalışmalarının bilim heyeti tarafından dikkate değer bulunacağına inandıklarını söyleyerek şöyle konuştu:

“Yer adlarının veriliş şeklini, anlamını ve geçirmiş olduğu değişimi inceleyen bilim dalı olan toponomi (toponymie) ülkemizde pek çok alandan araştırmacıların ve konuya ilgi duyanların üzerinde çalıştığı bir disiplindir. Tarih, edebiyat, coğrafya gibi çeşitli disiplinlerden pek çok araştırmacı bugüne kadar Türkiye toponomisi hakkında ulusal ve uluslararası çapta çeşitli eserler ortaya koymuşlardır. Biz bu çalışmamızla özellikle genç kuşaklara yer adlarına duyulan ilgi ve merakı bir öğrenme motivasyonuna dönüştürülebileceğini göstermek istiyoruz. Nitekim soyacağı bilgilerine ulaşmak için insanların internete adeta hücum edip Nüfus ve Vatandaşlık İdaresi’nin resmî sitesinin kilitlenmesine yol açması tarihî ve coğrafî köklerimizle buluşmak arzusunun yüksekliğini gösteriyor.

Kökleriyle tanışmak millî ve insanî anlamda sağlam bir kimlik, özgüveni yüksek bir kişilik kazanmak demektir. Tarih öğretiminin bir amacı yaşanan geçmişten günümüze dersler çıkarmak, bir yandan da millî benliğini kavramış, içinde yaşadığı topluma yabancılaşmadan yaşayabilen kuşaklar yetiştirmektir. Bu anlamda yer adlarımızla ilgili araştırmalar; tarih, sosyoloji, psikoloji, dil ve edebiyat derslerinin olumlu davranışlar kazandırma amacına uygun çok değerli pedagojik destek sağlayacaktır.

Emekli öğretmen Hasan Konu ve yayıncı yazar Osman Oktay’ın Bucak’la ilgili kitaplarının bu projenin doğuşunda önemli ilham kaynağımız oldu. Ayrıca başta Hasan Tülkay öğretmenimiz olmak üzere Antalya’da yerleşmiş Bucaklı eğitimcilerle yaptığımız görüşmelerle projemizi güçlendirdik. BEKAV (Bucak Eğitim Kalkınma Araştırma Vakfı) ve Antalya Yörükler Derneği’ne de projemize gösterdikleri ilgi ve destekten dolayı teşekkür borçluyuz.”

Kepez Belediyesi’nin düzenlediği 2017 Ahmet Hamdi Tanpınar Göç Hikayeleri konulu ulusal yarışmada ikincilik ödülü kazanan Türk Dili Edebiyatı öğretmeni hemşehrimiz Ahmet Selen’i kutlar, danışmanlığını yaptığı öğrencisi Atak Çek’e de hazırladığı toponomik projenin sunum ve savunmasında başarılar dileriz.

OĞUZ TÜRKLERİNE AİT BUCAK VE KÖY YER ADLARININ KÜLTÜREL MİRAS OLARAK TAŞINMASI

-Kültürel Damgalar Niteliğindeki Yer Adları Ve Bizim İçin İfade Ettikleri

Ad bir varlığın bir kavramın kimliğidir. Varlıkları tanımlamaya ve tanımaya yarar. Toplumsal yaşamda ise bireylerin kimliğinin göstergesi, yaşadığı ikâmetgahın adresidir. İnsan ve yer isimlerinin her toplumda farklı anlamları vardır. Türklerde ad verme önemlidir. Bu ister bir çocuğun, isterse bir yerin ismi olsun; onun manevî değeri ve taşıdığı anlamlar vardır. Yer isimleri bizim Anadolu’daki tapu senetlerimizdir.

 Yaşadıkları coğrafyaya değer katan toplumlar, fazlasıyla istediklerini alırlar. Yaşadığı coğrafyaya en güzel isimler, en güzel söyleyişlerle seslenen bir toplum bunun bilincindedir. Yahya Kemal “Fransa milletini bin yılda, Fransa toprağı yarattı.”  cümlesinde dile getirilen düşünceden hareketle, kültürü oluşturan tarih, kültür ve medeniyet birlikteliğine dikkat çeker. Bizi biz yapan değerlerin “tarih ve coğrafyada” gizli olduğunu vurgular. Malazgirt Savaşı’yla kapıları açılan Anadolu’da bin yıllık kültür mirası var. Orta Asya’dan kopup gelen heyecan dolu bir macera, Anadolu coğrafyasında olgunluğa ulaşır. Anadolu’da tarih var, sanat var, medeniyet var.  İşte vatan, bu değerlerle yoğrulmuş bir coğrafyadır. O vatan,  şairimiz Yahya Kemal’in deyişiyle; “Kendi Gök Kubbemiz”dir. Tarih ve kültürüyle köprüler kurabilen toplumlar, yaşadıkları coğrafyalara kalıcı eserler bırakmışlardır. İçi boşaltılmış, kültürel kimlikten yoksun olan bir milliyetçilik anlayışı hiç bir değer üretemez. Tarih bilincini oluşturan en önemli özellikler vatan coğrafyasının güzelliklerinde gizlidir.  Yine şairin ifadesiyle: “Türkçe’nin çekilmediği yerler vatandır ve vatan bir nazariye değil bir topraktır.” 

Ötüken’den Anadolu’ya Türklerin Yaşadıkları Coğrafyaları Nasıl Vatanlaştırdıklarının Teke Yöresindeki Bucak ve Köy Yer Adlarındaki Yansımaları

Bu bağlamda araştırma konumuz olan Teke yöresindeki Oğuz Türklerine ait köy yer adlarından sosyal ve kültürel çıkarımlarda bulunabiliriz. Özellikle dille taşınan kültürel miras olduğu için köy adları, birçok millî özelliğimizi günümüze kadar taşımışlardır. Oğuz boylarının iç-içe geçtiği köy kültürü, milli kimliğimize ait bir çok özelliği içinde barındırmaktadır. Köy isimleri de öz benliğimizin yansıması olarak günümüze kadar gelebilmişlerdir. Göller bölgesi olarak anılan yöredeki köy yer isimlerinin yarıdan fazlası tabiatının güzelliklerini yansıtır. Köylerin adları, su berraklığında bir Türkçe’yle çıkarlar karşımıza. Diğer isimler ise Oğuz boylarının, oymaklarının, ileri gelen ailelerinin ve ören yeri adlarının adlarından oluşur. Köy adları, gittikçe betonlaşan köylerin, kuruyan göllerin ve akarsuların gittikçe kurumaya yüz tuttuğu yörede doğayla arası açılan bölge insanına su kenarlarında yaşayan atalarının mirasını hatırlatır. Bu anıyı taze tutmak yalnızca millî bir görev değil; aynı zamanda gelecek kuşaklara güzel bir doğa mirası bırakma adına da önemlidir.

-Oğuz Türklerinin Yer Adlarını Göç ettikleri Coğrafyalara Taşımaları ve Son Atayurt Anadolu’daki Oğuz Türklerine Ait Yer İsimleri ve Gelecek Kuşaklara Taşınması                                                                             Oğuz Türklerinin tarih boyunca ve günümüzde yaşadıkları, yayıldıkları bütün coğrafyalarda benzer coğrafi yer adlarını da taşımışlardır.  Bu yer adlarına verdikleri önemi gösterir. Oğuzların yurt ve vatan edindikleri yerlerde, benzer isim verme geleneğini sürdürmesi bütün bu coğrafyalarda yaşayan toplulukların geldikleri soy ve boylar hakkında da bilgi sahibi olmamıza katkı sunmakta. Oğuz Türkleri yer adlarını korumakla hem Türkçe’ye verdikleri değeri göstermekte hem de tarihine ait kültürel ve tarihi geçmişini kelimeler yoluyla geleceğe taşımaktadır. Bu son anayurt ve atayurt Anadolu’da da böyle olmuştur. Köy yer adları Oğuz Türklerinin damgalarıdır.

-Yeradlarının Türkçe’nin Güzel Söylenişinde Taşınması ve Kültürel Katkıları

Yer adları basit bir kelimeden ibaret değildirler. Kelimeler de şehirler ve köyler gibi canlıdırlar. Bir şehri veya köyü güzelleştiren orada asırlarca yaşayanlar ve güzelliklerini asırlarca yaşatanlardır. Kadim kültüre sahip milletlerin dil hazinesi olan kelimeler de asırları aşarak güzelleşirler. Üzerinde medeniyetler kurulan şehir ve köy isimleri bile bir başka güzel. İsimler, halkın dilinde söylene söylene şiirleşiyor. Tıpkı Anadolu, İstanbul, Antalya gibi şehir isimlerini Türkçemiz, şiirsel bir söyleyişle dilimize kazandırmış. Görüldüğü gibi, aslında yer isimleri tarihsel süreçte uygarlıkların farklı söyleyişleriyle değişim geçiriyor. Her yeni kültür, eski kültürden kalma adları kendi dilinin fonetiğine uyduruyor. Bu öylesine bir değişimdir ki, bugün Türkçe’de hiç anlamı olmayan birçok yer ismi artık dilimize yerleşmiş ve halkın hançeresinde şiirleştirdiği biçimiyle kullanılmaktadır. İsimler sürükler. Rüyâ ile târihin yan yana yürüdüğü yolculuğun izini taşıyan yerlerin isimleri, küllenmiş mâzinin hikayelerini anlatır. Kültür taşıyıcısı olan kelimeler, taşıdıkları anlam yükünün yanı sıra söyleyişleriyle de kulaklarımızda hoş bir ses bırakırlar. Tıpkı İstanbul, lȃle, hilâl kelimelerinde olduğu gibi büyülü bir söyleyiş taşıyorlar. Uzak masal ülkelerinden kopup gelen bu isimleri bir kez işiten bir daha unutamaz. Keşfedilmeye çağıran tılsımlı kelimeler gibi hayallerimizi süslerler. Bir de medeniyetimizin bereket kaynağı suyun akışıyla kol kola girdiği kelimeler var; Düden Şelȃlesi, Uçansu, Titreyengöl, Dimçayı, Alara, Aksu, Göksu, Kırkgöz, Sarısu, Köprüçay… Yaylalarda, hep akarsu kenarlarında mesken tutmuş atalarımızın mirâsını su gibi akan isimlerde yaşatmışız. Kimi, kulağımıza şarkı fısıldamakta; kimi, bir efsâne anlatmakta. İster kökeni Türkçe olsun isterse sonradan sesçe Türkçeleşmiş yer isimleri olsun kazanılmış bir kale ve toprak parçası kadar hatıra ve tarihi değeri vardır. çünkü yazarın da dediği gibi:  “Milletlerin olduğu gibi, kelimelerin de bir tarihi vardır. Kelimelerin tıpkı insanlar gibi, vatanları, milletleri vardır. Türkçe hüküm sürdüğü toprakların neresinde güzel bir ses bulmuşsa onu kendi bünyesine almıştır. Böyle bir tarih boyunca işlene yontula güzelleşmiş halk şiirine, aile harimine, millî vicdana yerleşmiş kelimeleri sevmemiz, anlamamız ve korumamız tabiîdir. Böyle kelimeler dillerde, efsanenin Nisan yağmurundan düşen damlaları sedef içinde saklayıp işledikten sonra iri ve parlak inciler haline koyması gibi zamanla ve sabırla işlenmişlerdir. Bu halis incileri birtakım encik boncukla değiştirmek en azından incideki kıymeti anlamamaktır.                                                                                            

Tarihî hatıra değeri olan yer adları, UNESCO’ya göre “somut olmayan kültürel miras” statüsünde değerlendirilir. Ancak böyle bir koruma olmasaydı bile biz kendi kültürel değerlerimizi koruma işini uluslararası kuruluşların insafına bırakamayız. Bireyler anılarında kişilik arayışına girerler. Toplumlar da tarihlerinden kimlik oluşturmayı amaçlarlar. Çünkü toplumlarda tıpkı bireyler gibi hafızalarıyla yaşar. Anadolu’daki dağ, dere, ova ve köy isimleri hatıralarıyla birlikte Türkçe olarak yaşatılıyorsa orası Türk yurdudur.

Yer Adlarının Tarih Bilincine Katkıları                                                                                              

Bengütaş diye nitelendirilen Orhun yazıtlarında; Türk milletinin "aldanışı" ve "ilini yitirmesi" anlatılır. Kulaklarımıza küpe olsun diye söylenen yazıtlarda Bilge Kağan asırlar öncesinden şöyle seslenir: “O yerlere varırsan ey Türk milleti, öleceksin! Ötüken'de kalıp, oralara kervan ve kafile gönderirsen, sıkıntın olmaz. Ötüken Ormanında oturursan, ebedî il tutarak oturacaksın.  “… Ey Türk Milleti! Sen, aç olunca tokluk nedir bilmezsin, fakat tok olunca da açlık nedir düşünmezsin! Böyle olduğun için, seni yüceltmiş olan kağanının sözünü tutmadın. Onun sözünü almadan yerden yere vardın. O yerlerde tükendin…”     

Yazıtlarda; "ilsiz" kalmak, "kağansız" kalmayla eşdeğer görülmüş. Ata yurdu olan Ötüken'in terk edilmesi devletin yıkılış sebeplerinden biri olarak gösterilir ve derin tarih şuuruyla taşa kazınan öğütlerde Türk milleti uyarılır. Kitabelerde il tutmanın bir adım ötesine geçiyor ve “ebedi il tutmak” deniliyor. Yani bir yerde devlet kurmak veya orayı yurt ve vatan edinmek Türk milleti için kolay. Ancak kurduğumuz devletleri de tuttuğumuz illeri de uzun süre elimizde tutamamışız. Çünkü toplumsal hafızamız zayıf. Atalarımızın başlarına gelenlerden ders çıkarmıyoruz. Çünkü insanlarımızın çoğu günlük uğraşların içinden sıyrılıp çevresinde olup biteni kavrayamıyor. Ancak her şey olup bittikten sonra farkına varıyor ki o zaman da iş işten geçmiş oluyor. Bu durumu Süleyman Nazif’in: “Vatan sıhhate benzer değeri kaybedilince anlaşılır.”  sözünde dile getirdiği konuma düşmemek için yapmamız gereken tek şey; toplumsal hafızamız olan tarih bilincini taze tutmak. İslâmiyet'ten önce Orta Asya'da kurulan büyük Türk devletlerinin yıkılış dönemleri incelendiğinde bu gerçek açık olarak görülebilir. Hun ve Göktürk çağı buna iyi bir örnektir. Bu bağlamda Endülüs devletinin tarih ve medeniyet sahnesinden nasıl bir yok oluşa sürüklendiğinden de dersler çıkarılmalı. Çünkü Batı, tıpkı Endülüsler gibi Türklerin Anadolu’ya gelişlerini bir türlü içlerine sindirememişlerdir. Haçlı savaşları ve kurtuluş savaşında verdiğimiz mücadele bunun kanıtıdır. Günümüzde de terör örgütleriyle Anadolu’yu bölerek güçsüz duruma düşürüp emperyalistlerin uşağı konumuna getirmeye çabalıyorlar

Nasıl şimdi Ötükende tek bir Türk yaşamıyorsa bu coğrafyayı da Türklerden temizlemek isteyenler hep var olacaktır. Kadim bir millet olan Türklerin kadim düşmanları da vardır. Haçlıların emelleri günümüz küresel güçlerin ekonomik hedefleri arasında kamufle olarak zaman zaman nüksetmekte Anadolu’yu Türklerden temizlemek isteyenler çok farklı hedefler taşısalar da bizi buradan çıkarma konusunda birleşiyorlar. Tıpkı 1. Dünya savaşından sonra sömürgeleştirmede anlaştıkları paylaşımda anlaşamadıkları gibi.

Tarih bilinci, toplumsal bellek açısından önemlidir. Tarih şuurundan beslenmeyen ve güç almayan hiçbir toplumun geleceğe dönük hayalleri de olmaz. Bizler millî heyecan noktasında çok duyarlı bir toplumuz. Millî bir başarıdan hemen coşarız. Bizi tehdit edenlere anlık tepkileri hemen gösteririz. Ancak heyecanlarımız uzun soluklu değildir. Değerlerimizi koruma ve geleceğe taşıma noktasında sanıldığı kadar muhafazakar bir toplum yapısına sahip değiliz. Bakır kapları aliminyum ve çelik tencerelerle değiştiren; dokuma halılarını kapıya koyup fabrika halısı alan bir kuşağın çocuklarıyız. Aynı hoyratça tavır, yer adlarının başına da gelebilir. İdarî birim olarak “bucak” yerleşim düzeni ortadan kalkmıştır. Ancak köy yerleşimleri, idarî birim olmasının ötesinde sosyal, kültürel ve tarihi birikimleri de barındırır. Bu bağlamda mahalleye dönüşen köylerin sosyal ve kültürel konumu değiştiği gibi adları da eski ağırlıklarını yitirecek. Bir süre sonra nüfus hareketleriyle değişen durumları da dikkate alırsak köy yer adları kolayca değiştirilebilir ve unutulmaya yüz tutabilir.

 

  -Küreselleşmeyle ve Kentleşmeyle Köy ve Bucak İsimlerinin Kültürel Ağırlığını Yitirmesi ve Toplumsal Hafızanın Zayıflamasıyla Tarihin Hafızası Olan Köy Yer Adlarının Şehir Kültüründe Yaşatılması

Oğuz Türkleri Teke yöresinde yaşadıkları köylerde çeşitli boylardan gelseler de boyların göçlerle karışması ve idari açıdan dağıtılması nedeniyle hangi boydan geldiklerini büyük ölçüde unutmuşlardı. Boy’un yerini büyük aileler almıştı. Teke yöresinde; “sen kimlerdensin? dediklerinde hangi aileye mensup olduğu soruluyordu. Ancak köyden kente göçle büyük aile aidiyeti de kayboldu. Çekirdek ailenin dışında bir toplaşma kalmadı.

Kültürel yozlaşma ve öz benliğinden uzaklaşmanın hız kazandığı günümüz yaşam tarzı, kentlerden başlayıp bütün toplumu sarmakta. Kültürel değerlerimiz iletişim çağının başlangıcına kadar köylerde bütünlüklü olarak yaşıyordu. Nitekim Atatürk Kuvayı Milliye ruhunu Anadolu’da ateşlemiştir. Yakın bir gelecekte; yurt, vatan sevgisi ve sıla özleminin kaynağı kuruyacak. Bağımsızlığımızın garantisi köyler, bir bir yitip kaybolacaklar.  İşte o zaman düşünme yeteneğimizi yitirmezsek neleri kaybettiğimizi anlayabileceğiz. Bu önüne geçilemez ve aşılamaz bir sorun değil kuşkusuz. Ancak zor bir süreç olduğu kesin. Çünkü herşeyin küresel ölçekte işlediği çağımızda ekonomik gelişmelere kapılarımızı kapatırsak başka türlü yok oluruz. Ancak sosyal ve kültürel yapıdaki değişimleri olumlu yönlendirerek sorunların üstesinden gelebiliriz. Üzerinde düşünmemiz gereken en önemli sorun alanı bu: Doğal yaşamdaki üretim araçlarıyla sağlıklı bir iletişim kurabilen Türk köylüsünün kent yaşamının üretim düzeninde değerlerini koruyup geleceğe taşıyabilmesi.

Atak ÇEK

Antalya Erünal Sosyal Bilimler Lisesi Öğrencisi

Antalya proje bucak ve köy adları TÜBİTAK
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Domates ve biber fiyatları arttı
Domates ve biber fiyatları arttı
Altın Nar Festivali'nde Aleyna Tilki ve Koray Avcı konseri
Altın Nar Festivali'nde Aleyna Tilki ve Koray Avcı konseri